Güneş Bedava

Güneş Bedava, Ama Çatıya Panel Koymak Neden Bu Kadar Pahalı? Bir vatandaşın evine elektrikli süpürge alması için dağıtım şirketinden izin alması gerekmiyor. Yeni bir buzdolabı aldığında belediyeye proje sunmuyor. Elektrikli ısıtıcı satın aldığında statik proje hazırlatmıyor. Fakat aynı vatandaş kend

Yasin ALTIN - Elk.Mühendis/Yazar

Güneş Bedava, Ama Çatıya Panel Koymak Neden Bu Kadar Pahalı?

Bir vatandaşın evine elektrikli süpürge alması için dağıtım şirketinden izin alması gerekmiyor.

Yeni bir buzdolabı aldığında belediyeye proje sunmuyor.

Elektrikli ısıtıcı satın aldığında statik proje hazırlatmıyor.

Fakat aynı vatandaş kendi elektriğini üretmek için çatısına yada balkonuna birkaç güneş paneli koymak istediğinde iş bir anda değişiyor.

İşte Türkiye'nin enerji dönüşümündeki en büyük çelişkilerden biri burada ortaya çıkıyor.

Bir önceki yazımızda güneş enerjisinin neden ekonomik açıdan giderek daha güçlü bir seçenek haline geldiğini anlattık.

Şimdi çok daha basit bir soru soralım:

Madem güneş bu kadar ucuzladı, vatandaş neden kendi elektriğini üretmiyor?

Çünkü Türkiye'de küçük bir çatı GES yatırımı yalnızca panel ve inverter satın almaktan ibaret değil.

Başvuru var.

Proje var.

Onay var.

Kabul var.

Teknik belgeler var.

Bina ve mülkiyetle ilgili işlemler var.

Ve bunların tamamı küçük yatırımın üzerine ek bir maliyet ve zaman yükü getiriyor.

Örneğin 2 kW civarında bir sistem düşünelim.

2026 yılı piyasa koşullarında panel, inverter ve temel ekipmanların maliyeti yaklaşık 30-40 bin TL seviyesinde olabilir.

İlk bakışta bu, bir konut için yapılabilir bir yatırım gibi görünüyor.

Fakat sistemin mevzuata uygun biçimde kurulması için gereken proje, başvuru, onay, montaj ve diğer işlemler eklendiğinde yatırımın toplam maliyeti ciddi biçimde yükseliyor.

Böylece çok ilginç bir tablo ortaya çıkıyor:

Vatandaşın satın aldığı şey güneş paneli değil, panelin çalışabilmesi için gereken bürokratik süreç oluyor.

Buradaki problem güvenlik değildir.

Elektrik tesisatının güvenli olması gerekir.

İnverterin standartlara uygun olması gerekir.

Yangın güvenliği sağlanmalıdır.

Şebekeye bağlanan sistemin teknik şartları karşılaması gerekir.

Bunların hiçbirine itiraz etmiyoruz.

İtiraz ettiğimiz nokta başka:

2 kW'lık bir sistem ile megavat ölçeğindeki bir elektrik üretim tesisinin neredeyse aynı bürokratik mantıkla değerlendirilmesi.

Risk aynı değil.

Yatırımın ölçeği aynı değil.

Şebekeye etkisi aynı değil.

O halde prosedür neden aynı ağırlıkta olsun?

Örneğin küçük bir çatı sisteminde statik güvenlik elbette dikkate alınmalıdır. Ancak her binada aynı kapsamda ve aynı maliyette statik proje talep edilmesi, risk bazlı bir düzenleme anlayışı açısından tartışmalıdır.

Aynı şekilde bina ortak alanlarına müdahale söz konusu olduğunda kat maliklerinin hakları korunmalıdır. Fakat uygulamada küçük bir çatı sisteminin kurulmasını zorlaştıran yüksek oranlı muvafakat şartları, vatandaş açısından yatırımın önündeki en önemli engellerden biri haline gelebilmektedir.

Bunun sonucunu hesaplamak zor değil.

Bir vatandaş 30-40 bin TL'lik ekipmanla başlayabileceği bir yatırım için bunun üzerine on binlerce liralık proje, işlem ve uygulama maliyetiyle karşılaşıyorsa yatırımın geri dönüş süresi uzar.

Üstelik yalnızca para kaybedilmez.

Zaman kaybedilir.

Başvuru yapılır.

Evrak hazırlanır.

Kurumlardan cevap beklenir.

Eksik belge tamamlanır.

Yeni belge istenir.

Vatandaşın enerji üretmek için harcadığı enerji, kendi elektriğini üretmek yerine bürokrasiyle uğraşmaya gider.

Oysa dünyada giderek farklı bir anlayış gelişiyor.

Küçük ve standartlaştırılmış sistemlerde amaç bütün güvenlik kurallarını kaldırmak değil, güvenliği korurken bürokrasiyi küçültmek.

Türkiye'nin de yapması gereken tam olarak budur.

Örneğin 2 kW'lık standart bir sistem için onlarca sayfalık proje ve kurumlar arası yazışmalar yerine, standart teknik şartları karşılayan ürünler için basit bir elektronik bildirim sistemi kurulabilir.

Vatandaş sistemini kurar.

Ürünün uygunluk belgelerini sisteme yükler.

Kurulum bilgilerini bildirir.

Dağıtım şirketi sistemin şebeke açısından uygunluğunu elektronik ortamda kontrol eder.

Risk düşükse işlem kısa sürede tamamlanır.

Güç arttıkça denetim de artar.

Yani:

Küçük sisteme küçük bürokrasi, büyük sisteme büyük denetim.

Bu yaklaşım güvenlikten taviz vermek değildir.

Tam tersine, devletin sınırlı denetim kapasitesini gerçekten riskli alanlara yönlendirmektir.

Üstelik küçük çatı GES'in ekonomik değeri yalnızca vatandaşın faturasını azaltması değildir.

Milyonlarca küçük sistem bir araya geldiğinde ülkenin üretim kapasitesine katkı sağlar.

Elektriğin bir kısmı tüketildiği yerde üretilir.

Dağıtım şebekesinin yükü azalır.

Bazı bölgelerde kayıplar düşer.

Vatandaş kendi parasını enerji yatırımına yönlendirir.

Devlet ise bütün bu yatırımları kendi bütçesinden yapmak zorunda kalmaz.

İşte burada enerji politikası ile kamu maliyesi birbirine bağlanıyor.

Devletin görevi her eve panel satın almak değil.

Panel almak isteyen vatandaşın önünü açmak.

Çünkü Türkiye'nin önünde çok büyük bir fırsat var.

Milyonlarca konut.

Milyonlarca işyeri.

Milyonlarca çatı.

Ve her gün bedava doğan güneş.

Sorun artık güneşin olup olmaması değil.

Sorun, vatandaşın o güneşi elektrik enerjisine çevirebilmesinin neden bu kadar zor olduğudur.

Serimizin dördüncü makalesinde, Almanya, İspanya ve ABD gibi ülkelerde küçük ölçekli güneş üretiminin önünü açan modelleri inceleyecek ve Türkiye için uygulanabilir bir “tak-çalıştır” modelini ortaya koyacağız.

Yazarın diğer yazıları