SONBAHARIN EN GÜZEL CÜMLESİ "ADRASAN"

Takvimler eylülü gösterdiğinde, Ege ve Akdeniz’in o telaşlı, yüksek sesli yaz günleri yerini dingin bir sükûnete bırakır. Şehirler yavaş yavaş griye çalmaya başlarken, biz rotayı Akdeniz’in kucağında saklı kalmış o cennet köşeye, Adrasan’a kırdık. Ailecek çıkılan bir sonbahar yolculuğu; bavullarda k

Tunahan UYSAL

Takvimler eylülü gösterdiğinde, Ege ve Akdeniz’in o telaşlı, yüksek sesli yaz günleri yerini dingin bir sükûnete bırakır. Şehirler yavaş yavaş griye çalmaya başlarken, biz rotayı Akdeniz’in kucağında saklı kalmış o cennet köşeye, Adrasan’a kırdık. Ailecek çıkılan bir sonbahar yolculuğu; bavullarda kalın kazakların değil, yazdan kalma son anıların toplandığı mütevazı bir kaçamak…

Adrasan’a vardığımız ilk an, vadiyi saran o kekik ve çam kokulu serin hava karşıladı bizi. Yaz sıcaklarının insanın genzini yakan kavuruculuğu gitmiş; yerini rüzgârın çam dalları arasında fısıldadığı tatlı bir serinliğe bırakmıştı. Sabahları kuş sesleriyle uyanmak, şehir hayatının o bitmek bilmeyen uğultusundan sonra ruhumuza sürülmüş en merhem şeydi belki de.

Sahile inip de o berrak denizle göz göze geldiğimizde, eylül denizinin ne demek olduğunu bir kez daha anladık. Dalga bile çıkarmayan, cam gibi saydam bir su… Çocukların kıyıda neşeyle taşkınlık yaptığı, suyun altındaki her bir çakıl taşının birer mücevher gibi parladığı o anlar, zamandan bağımsız birer tablo gibi zihnimize kazındı. Güneş ısıtıyor ama yakmıyordu; tam da ailecek saatlerce kumsalda oturup sohbet etmelik, denizin tadını doyasıya çıkarmalık bir kıvamdaydı.

Hafta boyunca sadece kıyıda kalmadık elbet. Tekneye atlayıp etraftaki koylara açıldığımız o gün, nostaljik bir masalın içine düşmüş gibiydik. Sularının maviliğiyle akılları baştan alan Suluada’nın büyüleyiciliği, Sazak ve Ceneviz koylarının o bakir doğası… İnsan buradaki el değmemişliği görünce, doğanın asıl sahibinin biz değil, bu muazzam dengenin kendisi olduğunu hatırlyor. Ağaçların arasından süzülen sonbahar ışığında, koyların dinginliğinde ailecek yenilen sade bir öğle yemeğinin lezzeti, en lüks restoranın menüsünden bin kat daha hafızada kalıcıydı.

Akşamüstleri ise bir başkaydı Adrasan’da. Güneş Dağların arkasına süzülürken, derenin kenarındaki ahşap çardaklarda çaylarımızı yudumladık. Çam kokusunun deniz kokusuna karıştığı o akşam saatlerinde, çocukların neşeli kahkahaları derenin şırıltısıyla birleşti. Televizyon ekranlarından, telefon bildirimlerinden uzak; sadece birbirimizin sesini duyduğumuz, birbirimizin gözlerinin içine baktığımız samimi anlar…

Eylülün Adrasan’a getirdiği bu dinginlik, bize bir tatilden çok daha fazlasını sundu. Bir haftalık bu nostaljik mola; zamanın ne kadar hızlı aktığını unutturan, aile olmanın ve doğayla baş başa kalmanın şifasını hatırlatan unutulmaz bir sonbahar hatırası olarak kalbimizin en güzel köşesine yerleşti.

Allah (cc) bize bahşettiği bu güzel doğayı korumak, anlamak ve şükretmek hepimizin yegâne görevi olmalıdır. Doğa; havasıyla, suyuyla, yeşiliyle ve canlılarıyla muazzam bir denge içinde yaratılmıştır. Bu güzelliğin tadını çıkarırken onu temiz tutmak ve gelecek nesillere aynı güzellikte bırakmak büyük bir sorumluluktur.

Ülkemizdeki özellikle yaz mevsimlerinde çıkan veya çıkartılan yangınların bir an önce son bulmasını ve gerekli önlemlerin alınmasını istiyoruz. Ciğerlerimiz yanıyor.
Lütfen YETER…

Yazarın diğer yazıları