Değişimin Dümen Suyu

Bir devrin bittiği söyleniyor; zenginin hükmü elinden alınmış. İyi de bu hüküm halka mı verilmiş? Öyleyse zenginin devri bitmedi kardeşim; hesabın, imkânın ve kararın adresi değişti. Asıl haber paranın güç kaybetmesi değil, adını kapitalden alan nizamın artık kapital sahibine güvenememesidir. Eskide

Mehmet SERİN Sanayici/Yazar

Bir devrin bittiği söyleniyor; zenginin hükmü elinden alınmış.

 

İyi de bu hüküm halka mı verilmiş?

 

Öyleyse zenginin devri bitmedi kardeşim; hesabın, imkânın ve kararın adresi değişti. Asıl haber paranın güç kaybetmesi değil, adını kapitalden alan nizamın artık kapital sahibine güvenememesidir.

 

Eskiden parayı bulan kapıyı da açardı. Neyin üretileceğine, nereye yatırım yapılacağına, hangi ihtiyacın kazanca çevrileceğine kapital sahibi karar verirdi.

 

Maksat yine kazançtı. Fakat kazanç üretimden, üretim hayatın ihtiyacından geçerdi.

 

Kapitalist fikir kapitale başka yol açtı. Borsa, tahvil, fon ve üretici iradeden kopmuş ortaklık yapıları parayı maldan ayırdı. Üretmek yerine mali değerin hareketine ortak olmak kazanç için yeterli hâle geldi.

 

Hasta fikir hükmünü vermiş, araçlarını da bulmuştu. Kapital artık hayatın ihtiyacına değil, kendi büyümesine yöneldi.

 

Bu gidişin sürdürülemeyeceği görülmüş oldu.

 

Kapitalizm tıkandı. Çareyi kapital sahibinin kararını kısmakta buldu. Kapital yine yerinde; hükmü merkezde.

 

Kapital sahibine söylenen şu:

 

“Para senin olabilir, fakat nereye koyacağına ben karar veririm.”

 

Adını kapitalden alan nizam, kapital sahibine “Sen karışma,” derse hastalık kök salmış demektir.

 

Merkez deyince aklınıza tek masa gelmesin. Kredi başka kapıda, ruhsat başka kapıda, pazar başka kapıda… Fakat hangisini çalsanız aynı yön levhası:

 

“Bu tarafa gideceksin.”

 

Peki kapital sahibinden alınan hüküm halka mı geçti?

 

Hayır.

 

Halkın maddi payı artabilir, destekler genişleyebilir, gelir farkı azalabilir. Fakat pay vermekle hüküm verilmiş olmaz. Eskiden paran varsa nüfuzun, nüfuzun varsa sözün vardı. Şimdi sözü dinlenene imkân, imkân bulana kapital, kapital bulana mülk var. İşleyiş tersine döndü; halk yine dışında kaldı.

 

Dışarıdan bakınca işler yoluna girmiş gibi. Yatırım seçilmiş, kapital hizaya gelmiş, destek hedefini bulmuş.

 

Güzel.

 

Ya merkez yolu şaşırırsa?

 

Eskiden farklı kapital sahiplerinin yanlışları farklı yerlerde ortaya çıkardı. Şimdi herkes aynı levhanın peşinde. Levha yanlışsa bütün üreticiler aynı çıkmazda.

 

Düzen geldi mi?

 

Geldi.

 

Kapitalizmin bulduğu tedavi, dağınık yaraları kapatırken bütün bedeni aynı darbeye açık bıraktı.

 

Daha derin yara ise siyasette.

 

Sermaye artık insanların ihtiyacından önce merkezin açtığı kapıya bakar. İktisadi hayat siyasetin kararına bağlanınca her başarısızlık da siyasetin hesabına yazılır.

 

Kapitalizm kendi yükünü siyasetin sırtına bıraktı.

 

Siyaset neydi?

 

Halkın hayatında doğan meseleleri nizama taşımak, nizamın hükmüyle çözmekti.

 

Peki halk derdini yukarı çıkaramadan merkezin planı aşağı inerse?

 

Yol açık görünür ama trafik tek yön. Halkın meselesi nizama ulaşmaz; merkezin hükmü halka iner. Siyaset gider, geriye planı uygulayan idare kalır.

 

İşte siyasi boşluk budur.

 

Siyasi boşluk, yöneticinin veya kurumun bulunmaması değildir. Yönetici vardır, kurum vardır, mühür de yerindedir. Olmayan, hayatın hükme ulaşacağı yoldur.

 

Üstelik merkezin planı doğru çıksa da bu boşluk kapanmaz. Çünkü hüküm halkın hayatından değil, kapitalizmin kendisini kurtarma telaşından doğmuştur.

 

Toplum da kendisinden doğmayan hükmü kendinden saymaz. İnsanlar aynı sokakta yürür, aynı sırada bekler, aynı kararlara uyar. Fakat onları toplum yapan ortak duygu giderek dağılır.

 

Kapitalizm bu sırada hastalığını yeni kelimelerle örttü. Dün “serbest piyasa”, “zenginleşme” ve “teşebbüs hürriyeti” vardı. Bugün “kamu menfaati”, “sosyal adalet”, “güvenlik” ve “sürdürülebilirlik” var.

 

Etiket yeni; mal aynı mal.

 

Siyaset ise kendisini güçlenmiş sandı. Onu memleketin ümit merkezi sayanların alkışı da hiç yorulmadı. Krediye, teşvike ve yatırıma yön veren siyaset, onların gözünde ümit merkezinden hüküm merkezine yükseldi.

 

“Hüküm artık bende,” dedi.

 

Oysa eline hüküm değil, tahsis cetveli verilmişti. Kapitalizmin taşıyamadığı yük sırtına, başarısızlığın faturası önüne bırakılmıştı. Siyasetin halk nezdindeki itibarı da bu borcun teminatı yapılmıştı.

 

Tıkanan kapitalizm dümeni sağa kırdı, sola kırdı. Arkasındaki su kabardı. Biz de gemi hızlandı sandık.

 

Oysa dümen suyu büyürken üretici irade zayıfladı, siyaset idareye döndü, ortak duygu dağıldı.

 

Adını aldığı kapitale güvenemeyen, siyaseti halkın hayatından koparan ve ayakta kalmak için siyasetin itibarını tüketen nizam, dümen kırmakla iyileşmedi.

 

Hastalığını ilan etti.

 

Hem de ağır.

 

Hey kapitalizm! Seni ayakta tutan şefkatli kollar çürüdü. Artık senin şifan dümen sularında değil, derin sulardadır…

Yazarın diğer yazıları