Hayal Kırıklığının Patenti
Mucit bir şey bulur. İster saklar, ister üretir, ister satar. Buluşuna dilediği fiyatı ister. Pazar kabul ederse ödülünü alır. Mucidin karşılığı, buluşunu ticarileştirmesinden gelir. Satamadığı fikrin bedelini topluma yükleyemez. Fikrini sattıktan veya açıkladıktan sonra onun üzerindeki tasarrufu da
Mucit bir şey bulur. İster saklar, ister üretir, ister satar. Buluşuna dilediği fiyatı ister. Pazar kabul ederse ödülünü alır.
Mucidin karşılığı, buluşunu ticarileştirmesinden gelir. Satamadığı fikrin bedelini topluma yükleyemez. Fikrini sattıktan veya açıkladıktan sonra onun üzerindeki tasarrufu da biter.
Patent ise bitmiş tasarrufu devlet eliyle sürdürür. Mucide, açıkladığı bilgiyi başkalarına kullandırmama gücü verir.
Üstelik satışı da yarım bırakır. Mal alıcının olur, içindeki düzen eski sahibinde kalır. Oysa mülkiyet, eldeki malı açmayı, incelemeyi ve sırrını çözmeyi de kapsar. İnsan malı satın alır, aklını kiraya vermez.
Alıcı, öğrendiği düzeni kendi malı, emeği ve makinesiyle yeniden kurduğunda satıcının elinden hiçbir şey almış olmaz. Fakat patent buna izin vermez. Eşya satılmıştır, hükmü satılmamıştır.
Hiçbir buluş sıfırdan doğmaz. Maddenin sertliğini, ateşin ısısını ve hareketin kanunlarını mucit yaratmamıştır. Kendinden önce gelen bilgileri kullanmıştır.
İnsan eşyayı tanımaya bebekken başlar. Bu onun fıtratı gereğidir. Bakar, dokunur, yere çarpar. Bu doğal öğrenme ön bilgileri oluşturur ve yaratıcının sunduğu bir imkandır. Tıpkı eşyayı sunduğu gibi.
Eşya doğaya kendisine elini uzatanları bekleyen vaziyette saçılıvermiştir. Dileyen onunla iletişim kurar. Akıl bilgileri birleştirir. İhtiyaç, onları yeni bir tertibe çağırır. Ürün, ihtiyacın eşya ve akıl üzerinde kurduğu bu tertipten doğar.
Ön bilgiler eşyanın huyu eşyalar ise hizmete amade kılınmıştır. Hiçbiri mucidin mülkiyetinde değildir. Mucit sadece tertibe dahil olur. Önce bulmak, sonra düşünecek akılları durdurma hakkı vermez.
Patent fikrinin düşüklüğü buradadır. Mucidin ödülünü ticarileşmeden koparır, topluma konulan yasağa bağlar.
Bu fikir, teknolojik gücü eşit olmayan ülkelere uygulandığında daha büyük bir sorun doğurur.
Patent, yarışa önde başlayan ülkelerin kendi şartlarını ortak hukuk diye dayatmasıdır. Onlar ürünlerini, makinelerini, markalarını ve pazarlarını kurdu. Patentlerini topladı. Sonra üstünlüklerini bütün ülkelerin tanıması gereken haklara çevirdi.
Geriden gelen ülkeye de aynı hakların verildiği söylendi. Kâğıt üzerinde herkes eşitti. Fakat bir taraf masaya binlerce patentle oturdu. Diğer tarafın önünde ise karşılanmayı bekleyen ihtiyaçlar vardı.
Öndekinin birikimi hak oldu. Geridekinin üretme çabası ihlal sayıldı.
Bu, masum bir hak tanıma değildir. Şartları iyi olan ülkelerin gayrimeşru dayatmasıdır. Patent, hakkı evrensel hâle getirmedi; üstünlüğü evrensel yasağa çevirdi. Kalkınmanın patentli gediği burada açıldı.
Yabancı patent etrafında üretim kuran firma; hattı, robotu, yazılımı ve mühendislik hizmetini de dışarıdan alır. Patent sahibi ülke hem ürünü hem de onu yapacak makineyi geliştirir. Üretimi bize verirken kendisi iki yönden kalkınır. Hat bizim bilançomuza yazılır; ürün veya müşteri değişince hangara döner.
Çünkü verilen işi yapmak ile üretim kudreti kazanmak aynı değildir. Üretim kudreti; ihtiyacı görmek, ürünü kurmak, makineyi geliştirmek ve müşteriyi bulmaktır.
İhracat rakamları bu farkı göstermez. Para içeriden geçebilir. Fakat ürün, makine, yazılım, marka ve müşteri dışarıdaysa üretimin yönü de dışarıdadır.
Çin bugün patent düzeninin içindedir. Fakat onu yükselten patent yasalarını gecikmeli tanımasıdır. Kendi üretim sistemini kurmadan hiçbir patent yasağına riayet etmemiştir. Mesele, eski patent sahiplerinin biriktirdiği hakların onlara geleceği garanti edememesidir. Elbette bu hasta düşük beklentinin cevabını hayat vermiştir.
Dünya otomotiv devleri, asırlık birikimlerini, binlerce patentini ve bütün imtiyazlarını önlerine kalkan yaptı. Çin otomobilleri dünya sokaklarına üşüşünce ortaya çıkan manzara, sapasağlam patentler, can çekişen sahipleri idi.
Patent ile demokrasi, topluma kalkınma diye gösterilen iki seraptı. Yaklaştıkça gelecek kayboldu; geriye korunan bir geçmiş ve can çekişen bir düzen kaldı.
İşte bu hayal kırıklığı, kalkınma vaat eden hasta nizamın en saygın patentiydi...