SABAH İLKELERİ HATIRLAMAYAN BİR GENÇLİK

SABAH İLKELERİ HATIRLAMAYAN BİR GENÇLİK, AKŞAM NE HALE GELİR? Bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen haber, yalnızca bir okulun önünde yaşanan silahlı saldırının haberi değildir. Bu haber, hepimizin dönüp kendimize bakmamız gereken bir aynadır. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakının

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

SABAH İLKELERİ HATIRLAMAYAN BİR GENÇLİK, AKŞAM NE HALE GELİR?

Bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen haber, yalnızca bir okulun önünde yaşanan silahlı saldırının haberi değildir.

Bu haber, hepimizin dönüp kendimize bakmamız gereken bir aynadır.

İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencinin yaralandığı, iki öğrencinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Olayla ilgili soruşturma sürerken, saldırının nedenleri ve silahın bir çocuğun eline nasıl geçtiği de araştırılıyor.

Fakat asıl sorumuz şu:

Bir çocuk, eline silah alıp okul arkadaşlarına ateş edecek noktaya nasıl gelir?

Bu sorunun cevabı yalnızca adliyede aranamaz.

Çünkü bir çocuğun elindeki silah, çoğu zaman çok daha önce başlayan bir sürecin son halkasıdır.

Biz çocuklarımıza sabahları ne söylüyoruz?

“Dersine çalış.”

“Telefonunu bırak.”

“Sınavını kazan.”

“İyi bir meslek sahibi ol.”

Peki…

“İyi bir insan ol.” diyor muyuz?

Hakikati söylemenin değerini, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi, arkadaşının hakkını gözetmeyi, öfkesine hâkim olmayı, başkasının canının kendi canı kadar kıymetli olduğunu anlatıyor muyuz?

İşte mesele burada başlıyor.

Eğitim yalnızca matematik, fizik, tarih ve sınav değildir.

Eğitim, insanın eline güç geçtiğinde o gücü nasıl kullanacağını öğrenmesidir.

Öfkelendiğinde kendisini nasıl kontrol edeceğini bilmesidir.

Haksızlığa uğradığında bile haksızlık yapmamayı öğrenmesidir.

Ve en önemlisi…

İnsanın, insan kalma sorumluluğunu unutmamasıdır.

Bir zamanlar çocukların güne başlarken hatırladığı bazı kavramlar vardı:

Vatan.
Millet.
Bayrak.
Aile.
Sorumluluk.
Saygı.
Çalışmak.
Alın teri.
Adalet.
Merhamet.

Bugün bunların yerini neyin doldurduğunu düşünmek zorundayız.

Sosyal medyada birkaç saniyede tüketilen öfke…

Şiddeti eğlenceye dönüştüren görüntüler…

İnsanları küçük düşürmeyi mizah zanneden bir dil…

Sınır tanımayan dijital dünyada çocukların karşılaştığı içerikler…

Ve ailelerin, okulların, toplumun bazen çocuğun iç dünyasında neler olup bittiğini fark etmekte geç kalması…

Bunların hiçbirini tek başına “sebep” ilan edemeyiz.

Ama hiçbirini de görmezden gelemeyiz.

Çünkü bugün okulun önünde duyduğumuz silah sesi, bize yalnızca güvenlik önlemlerini değil, çocuk yetiştirme biçimimizi de sorgulatmalıdır.

Bir çocuğa silahın nasıl kullanıldığını anlatmadan önce, insan hayatının neden dokunulmaz olduğunu anlatmalıyız.

Bir çocuğa “güçlü ol” demeden önce, gücün zulme dönüşmemesi gerektiğini öğretmeliyiz.

“Kimseye ezilme” derken, “sen de kimseyi ezme” demeliyiz.

“Başarılı ol” derken, “başarı uğruna karakterinden vazgeçme” demeliyiz.

Çünkü diploma insanı meslek sahibi yapabilir.

Ama ahlak, insanı insan yapar.

Bugün Turgutlu’da yaşananların bütün ayrıntıları elbette soruşturma sonucunda ortaya çıkacaktır.

Kimsenin yerine mahkeme kuramayız.

Bir çocuğu, bütün bir gençliğin temsilcisi gibi de göremeyiz.

Tam tersine…

Bu olay üzerinden bütün gençliği suçlamak yerine, gençliğin hangi iklimde yetiştiğini sorgulamalıyız.

Çünkü milyonlarca gencimiz sabah okuluna gidiyor.

Çalışıyor.

Üretiyor.

Ailesine destek oluyor.

Hayaller kuruyor.

Ülkesinin geleceğini omuzlarında taşıyor.

Onları kaybetmemek için daha çok konuşmalı, daha çok dinlemeli ve daha çok yol göstermeliyiz.

Belki de artık okullarımızın kapısından içeri yalnızca ders kitaplarıyla değil, yeniden ilke kavramıyla girmeliyiz.

Çocuklarımıza her sabah bir şeyler ezberletmekten önce, bazı değerleri yaşatmalıyız.

Çünkü bir toplumun geleceği yalnızca sınıflarda değil; evlerde, sokaklarda, ekranlarda ve çocukların gördüğü örneklerde şekillenir.

Bugün Turgutlu bize acı bir soru soruyor:

Biz çocuklarımızı yalnızca sınavlara mı hazırlıyoruz, hayata da hazırlıyor muyuz?

Cevabımızı ertelemeyelim.

Çünkü çocuklarımızın eline yarın hangi kalemin, hangi kitabın, hangi mesleğin geçeceğini bilmiyoruz.

Ama onların bugün hangi değerlerle büyüdüğünden hepimiz sorumluyuz.

Güne ilkeleri hatırlamadan başlayan bir gençliği, akşam olduğunda yalnızca güvenlik tedbirleriyle koruyamayız.

Önce insanı korumalıyız.

Sonra okulu.

Sonra toplumu.

Ve bunun yolu da çocuklarımızın zihnine korkudan önce vicdanı, öfkeden önce sorumluluğu, güçten önce ahlakı yerleştirmekten geçiyor.

Çünkü mesele sadece bir okulun güvenliği değildir.

Mesele, Türkiye’nin yarınını kimin ve hangi değerlerle yetiştireceğidir.

Yazarın diğer yazıları